21 Ekim 2012 Pazar

ağlatan patlıcan

    Bu aralar yaşadığım inişli çıkışlı, bol adrenalinli günler yüzünden blogumu çok ihmal ettim. yaşadığım anılar kaybolucak diye korkmaktayım. Artık günlük gibi düzenli tutmaya çalışacağım. belki geçmişe dönük yazılar da ekleyebilirim. şunu fark ettim: her ne kadar farklı bir kültür, farklı insanlar olsa da hatta taban tabana zıt alışkanlıklar olsa da insan alışıyor. o ilk izlenimler yok oluyor, en iyisi onları kalıcı hale getirmek bence.
     neyse, başlığa dönelim. geçenlerde, metroyla dönerken yaşlı bi teyzeye yer veriyim dedim. buradaki yaşlılar ne kadar oturmak isteseler de, yer verince çok utanıp çekiniyorlar, bu teyze de öyle yaptı. Sonra ben ısrar edince hiçbir şey demeden çantamı çekip aldı elimden. Geri alıyım dedim, vermedi. Çok da ağırdı hani :D Burada turist olmanın ne kadar zor bir şey olduğunu bir kez daha idrak ettim. Sürekli yanımda 5 kilo çanta taşıyorum, ya şöyle olursa ya böyle olursa diyerek. Neyse, teyze çantamı taşıdı inerken de beni yerine oturttu. Sonra birden kucağıma buz gibi upuzuun bi patlıcan bıraktı. Sonra da koşarak kaçtı. Ben ortada patlıcanla bakışakaldım. Ama kendimi çok zor tutuyorum gülmemek için. Çok hoşuma gitti, çünkü koreliler beslenmeye ve sağlığa çok önem veriyorlar. Ama sebze ve meyve burada aşırı pahalı. O teyzenin verdiği patlıcan-tane olarak- 2 milyon belki de daha fazlaydı. Yani kadın onu verirken tamamen saf ve masum niyetlerle verdi ki bu beni çok duygulandırdı. Her ne kadar patlıcan ıslak olduğu için çantama koyamayıp elimde onunla bütün metroyu gezdim. Hatta doyamadım, evin yakınlarındaki olive young isimli gayet sosyete bi yer olan kozmetik mağazasına bile girdim. Kasaya geldiğimde ''napıyom lan ben?!'' düşüncesine kapılıp çantaya soktum patlıcanı. Ama gerçekten en unutamadığım anılarımdan, çünkü o kadının sevgisini gösterme yolu çok farklıydı. Açıkçası bu bütün korelilerde böyle herkes sevgisini karşısındakine iyi beslenmesini söylerek, yemek yiyip yemediğini sorarak ve yiyecek bir şeyler vererek gösteriyor. Herhalde hiçbir şey yemediklerinden olacak :D Aslında insan hergün bu ve bunun gibi güzel anlar yaşıyor, sonra onları bir yere yazmayınca hiç olmamış gibi geliyor.
     Artık buraya geleli 2 ay oldu, 2,5 ayım kaldı. yarılamışım bildiğin. Zaman o kadar çabuk geçiyor ki...
     

29 Ağustos 2012 Çarşamba

oryantasyon başladııı!!

herkes için en güzel şey olan oryantasyon, benim için tam bir fiyaskoydu. evle okul arasının 45 dakika civarı süreceğini, hatta bilkente gittiğim kadar yorulmayacağımı söylemişlerdi. bilkente gittiğim süre: 45 dk, kore üniversitesine gittiğim süre: 2 saat!! Evet evden tam 2 saatte vardım. acemiliktir daha kısa sürer diye kendimi avuturken, diğer günler de aynı acıyı yaşadım, resmen geberdim yollarda. sabah neşeyle, enerji dolu evden fırlarken, oraya vardığımda maraton koşmuş gibi yorgun oluyorum. hayır bi de metroda gözünü dikip korece bişiler söyleyen yaşlı teyzeler de cabası.. talihsizlik burada da bitmiyor, kalıcak yerim, dolabım bile yok evimde. halen bavulda yaşıyorum. "evin hemen dibindeki" metroya yürümek nereden baksan 20 dk, inişli çıkışlı bi yol. o da eğer bütün gayretinle hızlı hızlı yürürsen. nese efendim, o yolu yürümüş, bitap bi  biçimde metroya bindim. bi de baktım ki dopdolu. 



ama adamın kolundaki çantayı görüp neşe buldum :D

han nehri, en çok buralardan geçmeyi seviyorum. hem metro buralarda boşalıyor, hem de nehir manzarası

bu adam çok acayipti. binince pantolonunu kapri yaptı :D inancı neydi acaba?

aktarma yapmak için beklerken



bu da okulun oralar, çok güzel kendisi

53'e gitmem gerekti

aneaam, bildiğin tarihi eserler ya bu!

konuşma yapmak için çıkanlar korenin geleneksel kıyafetlerini giymişlerdi. eğlenceli bi konuşmaydı.
Sonra bissürü insanla tanıştım ama akılsızlığımdan olucak hiç fotoğraf çekmedim. şarjımın sürekli bitmek üzere olması da bi faktör tabi. ilk koreli yemeğimi yedim orada. tatsız, tuzsuz, yavandı. Bissürü insanla tanıştım ama hiçbirinin adını hatırlamıyorum, haha :D

ha, bu kız aşırı tatlıydı. allahtan onun fotosunu çekmişim :D şemsiyem olmadığından yağmurda ıslanmayı göze almış, kendi kendime yürüyordum. birden şemsiyesiyle yanıma geldi, tanıştık. japonyadan gelmiş, ama ingilizcesi çok az. biraz korece biliyorum, öyle anlaşmaya çalıştık, aşırı komikti. övünmek gibi olmasın korece telaffuzumu da pek sevdiler, ehhe :) en sonunda eve dönerken bir gariban çinli yurda nasıl gidileceğeni, bir gariban ben okuldan nasıl çıkılacağını bilmiyorduk. Bi baktık, taban tabana zıt yönler. Bu şirin kız evine ters yönde olmasına rağmen benimle geldi. ben ona korece "gelme, sana zorluk çıkarmak istemiyorum" demeye ıkınırken o sadece "istemiyorum" kısmını anlayınca bana acıklı bi bakış attı,hahahaha :D. öyle demek istemediğimi anlatmaya çalıştım, umarım anlamıştır.--pek sanmıyorum ama :p

pek de utangaçmış

O bahsettiğim çinli de baya sıcak kanlı bi kızdı. şekerim olduğunu duyunca, "benim kırılgan kardeşim zehra" felan dedi, ki çok şaşırdım :) şimdi onunla 2derste aynı sınıfta olucaz inşallah :)

Eve döndüğümde yığılıp kalmışım koltuğun üzerine. yeni insanlar felan taşınmış benim ruhum duymamış :D sonra yine sabah erkenden kalkıp oryantasyona gittim.

yollarda gariban zehra
yine fotoğraf çekemedim, yine şarjım bitiyordu. 
Bir tane koreli kızla tanıştım adı Ga Bin, ama okununca kabin oluyor. isminin bizim dilimizdeki anlamını söyledim gülmekten öldü :D buradakilere türkiyeden geldiğimi söylediğimde mutlaka diyecek bir şeyleri oluyor. bi tane kız koşa koşa yanıma geldi, ben de türkçe dersi aldım, dedi. "günaydın, merhaba" falan :D meğer bizim okulda türkçe dersi varmış. duyunca hemen gitmeliyim dedim :9


sonra bi kafeye oturmaya gittik, akşam bunlar içip eğlenmeyi planlıyormuş da. green tea latte diye bişi içtim, hay içmez olaydım! dünyanın en korkunç tadı! kına yermiş gibi :D orada türkiyeden falan bahsettik, tabi kapalı olunca dinimle ilgili soru yağmuruna da tutuldum :) türkiye deyince akıllarına döner geliyor, ay bi de korece tarif edişleri var ki görmelisiniz! neyse, sonra baktım bunlar baya coşucak içerken, en iyisi evime dönüyüm ben diyerek aralarından ayrıldım.

kızın telefon kabını çekeyim demiştim, ama ayakkabılar daha feciymiş :D koreliler ayaklarına ne giyeceklerini bilmiyorlar kesinlikle.. o kadar komik kombinasyonlar var ki :D

bu da bi diğeri

uzakta artistik bi duruşla demiri tutan kişi nereden baksan 70 yaşında olan bi teyze :D mübarek öyle çılgın, çatlak bi tipti ki anlatamam. artis artis bi yürüyüşü var ki baktırıyor arkasından :D


23 Ağustos 2012 Perşembe

Giin'le Coex'te!!

Geldiğimin ertesi günü biricik koreli arkadaşım Giinle buluşmak üzere sözleşmiştik. Kendisi sağolsun evimin bütün uzaklığına rağmen beni kapıdan alıp yine evime çok uzak olan bi alış veriş merkezine götürmek için erkek arkadaşını çağırmış, onun da arabası vardı, hehe :) yolda bi yarım saatlik mesafe kat ettikten sonra birden beynime bi şok dalgası: cüzdanımı unutmuştum!! onun utancı, sıkılması.. cebimde hiç para olmayı--- aaaa, paralarımı da pantolonumun cebinde unutmuşum, çamaşır makinesine attığım pantolonun. tabi bu şokları yaşarken hiç renk vermiyorum, beynimde kendimi azarlarken :D Giin'in erkek arkadaşı bizi japon lokantasına götürdü, benim için etsiz bi şeyler bulmak çok zor oldu. hatta Giin domuz eti yemiyorsan pork cutlet de mi yiyemezsin dedi, ki o domuz etinin pane sosuna batırılmış hali olur :D
çok ciddi görünüyorlardı:)


çok şekerler

bu da benim yemeğim. bunun tamamı bir porsiyon. türkiyede olsa bir tanesini tamamı fiyatına yerdik. hepsinin tadı nefisti ama hiçbirini bitiremedim. arkadaşımla sevgilisi hepsini yedi, bitirdi. sonra bi kendi kiloma baktım bi onlara, "Allah'ım sen nelere kadirsin!" dedim. ezikliğime doymıyım.

kitapçıya girdik belki bana korece kitabı buluruz diye

bu aşırı meşhurmuş korede


bu da biziz :)


sonra coex'in karşısındaki budist tapınağına gittik. Giin aslında hristiyan ve budizm hakkında pek bir şey bilmiyor ama sırf ben geziyim diye getirdi beni sağolsun.

bunlar hep tanrıymış





her yerde bu fenerlerden vardı, insanlar dileklerini, ad soyadlarını ve en komiği ev adreslerini yazıyormuş üzerine. adrese teslim dilek :D






işte budist tapınaklarının en güzel yanı yemyeşil olması

içeriye kafa uzattık, duyduğum kadarıyla almıyorlarmış




budacıklar


bunların hepsini ben doldurdum, baktım eve teslim, ahhaha :D





bu da başka tür bi inanış heralde. bizim yakantop oynarken yaptığımız gibi üst üste taşlar diziyorlar.


küçücük minicik tanrıcıklar




bu heykel o kadaaar büyüktü ki nasıl yapıldığına akıl sır erdiremedik





Giin bunun ünlü birinin aracı olabileceğini söyledi.
Sonra Coex'e geri döndük.

bu kutular çok güzeldi ama çok pahalıydı. özel kore süslemesiymiş


alışveriş merkezi o kadar büyüktü ki kaybolduk. içinde yok yok. casino bile var, ama koreliler oynayamıyormuş. sadece yabancılar giriyormuş. nese, bu ekranı da dikkati çeken, şahane bir kore icadı olduğu için paylaşıyorum: kendisi alışveriş merkezinde kaybolduğunuzda neyin nerede olduğunu gösterip bi de yol tarifi veriyor. kerata.

bu da ayrı bi kore icadı. bi kahve içelim dedik, siparişi verdik adam elimize bunu verdi. ben saftirik gibi bakınıp orasını burasını açmaya çalışırken Giin açıklamayı yaptı: koreliler beklemeyi sevmediği için böyle bişi çıkarmışlar. titreşim cihazıymış, kahve olunca titriyormuş. çok sevdim. sonra arkadaşımla kore ve türkiye'deki telekomunikasyon gelişimi üzerine konuştuk. haklı olarak en iyisinin korede olduğunu söyledi. ezik ezik sustum. bizde metronun altında telefonlar bile çekmezken, burada kaç kat altta wireless var. bizim ülkemiz de birazcıcık gelişse iyi olacak da, kavgadan didişmeden yer kalmıyor ki