neyse, başlığa dönelim. geçenlerde, metroyla dönerken yaşlı bi teyzeye yer veriyim dedim. buradaki yaşlılar ne kadar oturmak isteseler de, yer verince çok utanıp çekiniyorlar, bu teyze de öyle yaptı. Sonra ben ısrar edince hiçbir şey demeden çantamı çekip aldı elimden. Geri alıyım dedim, vermedi. Çok da ağırdı hani :D Burada turist olmanın ne kadar zor bir şey olduğunu bir kez daha idrak ettim. Sürekli yanımda 5 kilo çanta taşıyorum, ya şöyle olursa ya böyle olursa diyerek. Neyse, teyze çantamı taşıdı inerken de beni yerine oturttu. Sonra birden kucağıma buz gibi upuzuun bi patlıcan bıraktı. Sonra da koşarak kaçtı. Ben ortada patlıcanla bakışakaldım. Ama kendimi çok zor tutuyorum gülmemek için. Çok hoşuma gitti, çünkü koreliler beslenmeye ve sağlığa çok önem veriyorlar. Ama sebze ve meyve burada aşırı pahalı. O teyzenin verdiği patlıcan-tane olarak- 2 milyon belki de daha fazlaydı. Yani kadın onu verirken tamamen saf ve masum niyetlerle verdi ki bu beni çok duygulandırdı. Her ne kadar patlıcan ıslak olduğu için çantama koyamayıp elimde onunla bütün metroyu gezdim. Hatta doyamadım, evin yakınlarındaki olive young isimli gayet sosyete bi yer olan kozmetik mağazasına bile girdim. Kasaya geldiğimde ''napıyom lan ben?!'' düşüncesine kapılıp çantaya soktum patlıcanı. Ama gerçekten en unutamadığım anılarımdan, çünkü o kadının sevgisini gösterme yolu çok farklıydı. Açıkçası bu bütün korelilerde böyle herkes sevgisini karşısındakine iyi beslenmesini söylerek, yemek yiyip yemediğini sorarak ve yiyecek bir şeyler vererek gösteriyor. Herhalde hiçbir şey yemediklerinden olacak :D Aslında insan hergün bu ve bunun gibi güzel anlar yaşıyor, sonra onları bir yere yazmayınca hiç olmamış gibi geliyor.
Artık buraya geleli 2 ay oldu, 2,5 ayım kaldı. yarılamışım bildiğin. Zaman o kadar çabuk geçiyor ki...
Artık buraya geleli 2 ay oldu, 2,5 ayım kaldı. yarılamışım bildiğin. Zaman o kadar çabuk geçiyor ki...